
Salı, 31 Ağustos 2010 18:27
Ramazan Ayının manevi atmosferinde minarelerimizi konuşturmanın daha da anlamlı olacağını düşünerek, bu yazımızı
sizlerin beğenisine sunmak istiyorum;
İslam kültüründe minare, yaratıcının birliğini ve yüceliğini insanlığa duyurmanın, insanları yalnızca Allah’a kul olmaya davet etmenin ve kurtuluşa çağrının sembolüdür. Bu yüzden İslam tarihi boyunca farklı kültür ve coğrafya-
larda birbirinden güzel minareler inşa edilmiştir. Ecdadımızın bu konuda verdiği örnekler ise birer şaheser konumundadır.Şehzade Camii, Selimiye, Bayezid, Hırkai Şerif,Suadiye, Süleymaniye Camileri ve Mimar Sinan Mescidi gibi.
Kendine yontmaya hevesli, benliğini sivriltmeye ayarlı modern insana,
bencillik ve ben-merkezlilik dışında bir menzilin daha olduğunu göstermek için çoğalır minareler. Alışılmışın dışında bir başka huzurun olduğu-
nu, öncelenmişlerin de öncesinde bir başka önceliğin olduğunu haber vermek için göğe uzanan minareler.
Minareler, son tahlilde bir semboldür. Bir olana inanmanın
yeryüzündeki şahitleridir. Çoklukta ezilmeye karşı, kesrette
boğulmaya karşı duruşun yükseltileridir. Yeryüzünden gökle-
re uzanan işaret parmaklarıdır. Dünyanın geçiciliğinden ahiretin sonsuzluğuna atılan düğümlerdir.
Bir’i bilmenin yeridir minare. Bir’i duymanın kulağıdır minare.
Bir’i görmenin aynasıdır minare. Bir’i çağırmanın dilidir mina-
re. Bir’i istemenin sesidir minare. Bir’i bilmek bir bir hepimizin
ihtiyacıdır. Bir olanı birlemek parçalanmış akıllarımızın, kanamış kalplerimizin ilacıdır.
Bilal gitti. Miras bıraktığı kimlik kartı elden ele dolaşıyor. “Duyuru”nun
yapıldığı yer, her devirde tazeliyor cismini ve ruhunu. İslam mimarisinin
uzun boylu sancaktarı, camilere her dönemde yeni bir kimlik veriyor,
zamanın izlerini taşıyan. Üslubu şehirle bütünleştiriyor manayı kaybetmeden.
Minarelerde geometrik formlardan ibaret sanılan estetik ara-
yışlar, gerçekte manevi derinliğin sembollerinden başka bir
şey olmasın. Şerefelerin altındaki mukarnas dolgulara baka-
lım. Bir bezeme tekniği mi yalnız bu? Semavî olanın yeryüzüne yansımasını göremez miyiz onda? Kubbe bir oyuktan mı ibaret? Gökyüzünü taşımadı mı mimar mabede!
İslam, estetik alanlarda, oldukça derin ve kapsamlı bir soyutlama ve sem-
bolizm alanı inşa etmiştir. Edebiyattan musikiye, görsel sanatlardan mima-
riye bunun en görkemli örneklerini tarih boyunca izlemek mümkündür.
Bugün Müslümanların yaşadığı ülkelerde semaya birer şehadet parmağı
olarak yükselen minarelerin, şehirlerin silüetinde nasıl bir metafiziksel hâle oluştuğunu bizzat görmekteyiz.
Göğü sembolize eden kubbeleri, kalbe yönelişi simgeleyen kemerleri, aşkın olanı, göğe yükselmeyi, yerle göğü birleştirmeyi, semavi olanla buluşmayı soyutlayan minareleriyle Os-
manlı camileri, bakir doğanın fıtri dekorunu da bozmaksızın en güzel şehir silüetini oluşturmakla kalmaz, tevhit sırlarını insanlığn medeniyet ufkuna nakşeder.
Minareler okşar göğün saçlarını... Güneş ışıklarını dağıtırken, vuslatın he-
yecanını yaşamaktadır göklerin zirvesinde... Sessizce bekler sabahı ve heyacanla uyanır saba, hüseyni ve dilkeşhaverana…
Minarenin bizim kültür medeniyet tarihimizde, sanat ve estetik tarihi-
mizde bir tek anlamı vardır. O da Allah’ın yüceliğini, birliğini ifade et-
mek ve bu birliğin çağrısına mekan olmaktır!
*KAYNAK: Aralık 2009 Diyanet Aylık Dergisi