
Salı, 27 Temmuz 2010 06:46
Tabii ki samimiyet istiyor.
İsminin anlamına uygun hareket etmeyen bir adama, bilge kişi diyor ki: -Ya ismine benze, ya da kendine bir isim benzet.
Ne demek olduğu pek anlaşılmayan kampanyalar; RTÜK’ün denetiminde dizilerde, filmlerde, programlarda patlatılan şampanyalar; bilmem hangi ejnebi bestecinin dart durt müziğiyle kaldırılan cenazeler; İsrail’de atom-nükleer var diyemeyen şempanzeler; asker ocağının Peygamber Ocağı olduğunu unutturan kuklalar; vatanın bölünmesine dair ağızlarda ıslanmayan baklalar ve daha neler neler…
Bu saydıklarımı siz de test edebilirsiniz.
Bu kadar zamandır, diyanet işleri başkanı kalkıp da, bunca şehid veriyoruz, ancak cenazelerdeki düttürü dinimize aykırıdır diyemiyor.Ben diyor muyum?Hayır.Çünkü tam bilmiyorum.O zaman ne demesi lâzım.Bilgisini konuşturması gerekmez mi?Aykırı değildir demesi gerekmez mi?Öyle de yok, böyle de yok.Siz o makamlarda hediyelik misiniz kardeşim?
RTÜK, halk bize şikayetlerini bildirsin, diyor.Arkadaşım, o kadar cukkalı bütçeleriniz var.Yatacağınıza, programları izleyin.Hemen hemen hepsinde bulunan bu görüntüleri tespit edin.İçki ve sigara reklamlarını cezalandırın.Bizi üniversite WC’lerinde sigara içerken cezalandırmayı biliyorsunuz ya!
Bu taharetsiz Siyonist İsrail oluşumu, dünyayı tehdit eden nükleer silah ve bombalara sahip.Bunu kendileri de söylüyorlar.Neden bizim yetkililer kalkıp ta değil Ortadoğu’da,bütün dünyada bu İsrail denilen terör yuvasının başta Türkiye’yi tehdit eden nükleer bombalara sahip olduğunu söyle-ye-miyor?
Bir zaman, çok eski bir zaman değil, heralde birkaç yıl evvel Çanakkale’deki anma töreninde, yüksek rütbeli biri ne dedi?Silahlı kuvvetler, öyle şunun ocağı, bunun ocağı değildir.Silahlı kuvvetler, silahlı kuvvetlerdir.Bu lâfı nerde yapıyor?Çanakkale’de.Şehitliğin dibinde, şehitliğin-şehâdetin çok fazla prim yaptığı bir yerde yapıyor.Bi Allah’ın kulu çıkıp da, sen ne diyorsun?Peygamber ocağı değilse, şehitlik ne oluyor, diye sor-a-mıyor!
Her gece, aylık maaşları onbinlerce dolarla ölçülen çok çok saygın (!) aydınlar, TV lerde arz-ı endâm ediyorlar.Ordan alıp burdan tutup her keresinde lâfı, kürdistana getiriyorlar.Kimisi saldırıyor, kimisi daldırıyor.Hepsi aynı b….a hizmet ediyorlar.Ne gibi mi?
Meselâ bir adama, senin baban gayr-ı meşru değil deseniz; ne yapmış olursunuz?Adama iltifat etmiş olursunuz.Hayır, hayır, hayır.O adamın babasının, dolayısıyla kendisinin meşruiyetini tartışmaya açarsınız.Siz, vatan toprağı kutsaldır, bölünemez, lafını ağzınıza sakız yaparsınız, elin oğlu çıkar, neden bölünmesin, bal gibi bölünür der.Ve aslında bu sürecin tetikleyicisi siz olursunuz.Yani bölünebilirlik (!) fikrinin körükleyicisi durumuna düşersiniz.Bu aydın denilenler, bu kadar ebleh mi ki, böyle bir vartaya üstelik de ( ne demekse) demokratiklik adına düşüyorlar.
Velhasıl, toplumun hayat damarları kir-pas-irin dolmaya başlamış.Bir samimiyetsizliktir, gidiyor.
Bazen düşünüyorum da, hani samimiyetin, dürüstlüğün doğduğu platform “din”dir ya; araştırsam diyorum, Diyanetin içinde Hazreti Ali gibi, Akşemseddin gibi, Fatih Sultan , ve benzerleri gibi namaz kılan birine rastlayabilir miyim?Hiç sanmıyorum.
Orijinaller tedavülden kalkmış görünüyor.
Arkadaşınızın size kanka diye seslenişinde; hadi Berat Kandili münasebetiyle olsun söyleyelim; minareden yankılanan “Allah’tan başka ilâh yoktur” seslenişinde; “canım evlâdım” hitabında; sigara zararlıdır, çocuklar sakın sigara ve benzeri şeyler kullanmayın uyarısında; bu vatanı böldürmeyeceğiz haykırışında, hep samimiyeti aramıyor muyuz?
Bu gidişle hayat denilen dehlizdeki yaşama sevincimizin samimiyeti de sorgulanır olacak gibi?
Ne dersiniz?
Bu vesileyle Mübarek Berat Kandilinizi, en samimi duygularımla tebrik eder, Bolumuzdaki hayırlı samimiyetin artmasına sebep olmasını dilerim.